İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye’nin Etki Yaratma Stratejisi Afrika’ya Odaklanıyor

Somali ile ilişkileri, Ankara’nın daha geniş stratejik hedeflerinin bir parçasıdır ve şimdilik çoğunlukla Afrika kıtasına odaklanmıştır

Kasım ayında Türkiye, Somali’nin Uluslararası Para Fonu’na olan yaklaşık 3,4 milyon ABD doları tutarında borcunu ödemeye gönüllü oldu. Mogadişu ise bu ay, ülkeyi yabancı petrol şirketlerinin petrol arama faaliyetlerine açan bir yasayı onayladı. Bu yasa, bir yıl önce Türk petrol şirketlerine Somali sularında keşif yapma davetinin gerçekleştirilmesinin arkasındaki düzenlemeleri resmileştiriyor.

Somali ile olan bu anlaşmalar, Ankara’nın İslami ve Batılı olmayan dünyanın lideri olma yolundaki daha geniş stratejisine bir pencere sunuyor ve bu, şimdilik çoğunlukla Afrika kıtasında yoğunlaşıyor.

Türk Hükümeti ve Afrika Girişimleri:

Erdoğan ilk olarak 2011 yılında Somali’yi ziyaret etti. O zamandan beri Türkiye’nin Mogadişu ile ilişkilerini sistematik olarak derinleştirdi: Türk şirketleri yatırım yapmaya teşvik edildi, Ankara okullar ve camiler inşa etti ve Türkiye Somalili öğrencilerin gelip okuması için fırsatlar sağladı.

En önemlisi, Türkler yurt dışındaki en büyük askeri üssünü Mogadişu’da kurdu. Bu üs, Ankara’ya Kızıldeniz girişine yakın değerli bir stratejik nokta sunuyor.

Erdoğan’ın Somali hamlesi, Türkiye’nin dünya çapındaki etkisini artırmak için tasarlanmış daha büyük bir stratejinin parçası.

Erdoğan, 2003 yılında iktidara geldiği andan itibaren küresel düzenin adaletsiz olduğunu savundu. O, Birleşmiş Milletler ‘in beş daimî üyesine veto hakkı olan beş kişiyi ima ederek, “dünyanın beşten büyük olduğunu” defalarca savundu. Türkiye’nin de bir gün küresel bir güç, belki de İslam dünyasının bir temsilcisi olarak tanınması gerektiğini vurguladı.

Bu amaçla, Türk hükümetinin başında bulunduğu 18 yılda, Erdoğan Türkiye’nin sert ve yumuşak gücünü inşa etmeye çalıştı.

Kuzey Afrika’da Türk Askeri Varlığı:                                                         

Birincisi; O, yerli silah sanayinin gelişmesi için bastırmasıyla savunma bütçesi büyüdü. Türkiye bu dönemde sadece iki tür firkateyn inşa etmekle kalmadı, yakında bir helikopter taşıyıcı projesi başlatacak.

Türk yapımı dronlar, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ ile ilgili son savaşında Ermenistan’ı yenmesine yardımcı olmada belirleyici oldu.  Ve Türk dronları 2020 yılında Afrika’nın kuzey kıyılarında, Halife Hafter’in, Libya’daki Türk müttefik ve tanınmayan Ulusal Birlik hükümetine karşı gerçekleştirdiği saldırılarını ters düz etti.

Daha önce ordusu için tamamen ithalata bağımlı bir ülke için bu gelişmeler önemli başarılardır. Bu da Erdoğan’ı çok daha özgüvenli hale getirdi ve risk almaya ve bölgesel güçlere ve hatta bazen kendi ülkesinin müttefiklerine meydan okumaya istekli hale getirdi.

Yumuşak güç tarafında, peripatetik bir Erdoğan yakın ya da uzak fark etmeksizin tüm ülkelerle ilişkilerini iyileştirmeye ve geliştirmeye çalıştı.

Daha önce NATO ve Avrupa odaklı olduğu için Ankara’nın Afrika’da çok az temsilciliği vardı. Erdoğan, kıtadaki büyükelçilik sayısını kısa sürede 12’den 42’ye çıkardı. Yönetiminin ilk yarısında, Türkiye’nin sahip olduğu canlı ekonominin yardımıyla, işletmeleri kıtaya yatırım yapmaya teşvik etti.

Türk Devletine ait Türk Hava Yolları, Covid-19 salgını hava yolculuğunu mahvetmeden önce, Afrika’da 50’den fazla noktaya bağlantı imkânı sundu. Afrika’ya seyahat etmek istiyorsanız, İstanbul’dan transit geçme şansınız vardı.

Erdoğan’ın gözünü Afrika’ya dikmesi bir dereceye kadar kolaydı. Kıta birçok yönden kolay bir hedefti. Türkiye’nin kendisi için belirlediği hedeflere ulaşmak için gereken yatırım miktarı mütevazı ve kesinlikle karşılanabilirdi.

Kuzey Afrika’daki Türk Girişimlerinin Sonuçları:

Yine de bu tür girişimler hiç tersliksiz olmazdı. Erdoğan’ın bölgede bir deniz varlığı oluşturma girişimi Mısır ve Arap Körfezi ülkelerinde pek iyi karşılanmadı. Nitekim Ankara’nın bölgeye olan ilgisi İslamcı Müslüman Kardeşlerle ittifak olarak görülen bir ülke tarafından neo-Osmanlı emperyalizmi olarak yorumlanıyor.

Doha’nın kendisini çevreleyen Arap ülkeleriyle derinleşen bir anlaşmazlık içinde bulduğu Körfez krizi sırasında Türkiye’nin Katar’a verdiği aktif destek, diğer Körfez başkentlerinde şüpheleri daha da artırdı.

Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve müttefikleri, Libya, Suriye ve Irak’ta askeri olarak angaje olan bir Türkiye’yi kendi güvenlikleri için bir tehdit olarak algıladılar. Türkler neden kendi topraklarından bu kadar uzakta üsler inşa ediyordu? Özellikle Mısırlılar, tarihsel olarak Kızıldeniz’e müdahalelerden korkmuşlardır, çünkü Süveyş Kanalı’nın aktivitesi, deniz yollarının nakliyeye açık olmasına bağlıdır.

BAE bölgede üsler inşa ederken, başlangıçtaki niyeti Yemen çatışmasında kendi tarafını desteklemekti. Şimdi BAE, Ankara ile artan rahatsızlığının bir işareti olarak Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs ile uyum sağlayarak bir adım daha ileri gitti.

Ve Doğu Afrika Türk topraklarından yeterince uzak değilmiş gibi, Ankara şimdi de Batı Afrika’da benzer bir tutunma noktası oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin buradaki angajman seviyesi, Afrika’nın doğu kıyılarındaki çabalarıyla benzerlik gösteriyor. Ancak askeri güç bu coğrafyada belirgin biçimde aktif değil.

Buradaki tedirginliğin sebebi Arap devletleri ve İsrail değil ancak Fransızlar, Frankofon Afrika’da kendi etki alanları olarak gördükleri yerde, Türk etkilerini görmekten pek memnun değil. Türkiye ile Libya konusunda şimdiden anlaşmazlık yaşayan Paris, Ankara’nın baskısına karşı koymaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Erdoğan ile ilişkisi hem kişisel hem de resmi düzeyde önemli ölçüde bozuldu.

Erdoğan’ın Afrika’daki diplomatik girişimlerinin ne kadar başarılı olduğu konusu hâlâ belirsizliğini koruyor. Elbette, salgın ve Türkiye’nin son birkaç yıldaki ekonomik sıkıntısı Ankara’nın bölgedeki enerjisini de mahvetti. Yine de Türkiye’nin yumuşak ve sert gücü hakkındaki tahminler, birçok ülkenin onu kontrol altına almak için bir araya gelmesine neden oldu.

Açıkçası, Türkiye’nin projesinin bir etkisi oldu. Şimdi, Ankara ekonomik kısıtlamalar nedeniyle Afrika’daki katılımını yumuşatacak olsa bile, statükoyu alt üst etmeyi başardığı gerçeği kalıcı olacaktır.

Erdoğan’ın, özellikle de kendi ülkesinde bu “büyük dış politika başarılarını” meşruiyetini sağlamlaştırmanın bir yolu olarak kullandığı için yavaşlaması pek olası değil.

 

This article was provided by Syndication Bureauwhich holds copyright.