İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Çin’in “Modern Sömürge” Borçlandırma Politikası

Geçmişten bugüne ekonomik rekabet daima sömürgelerin, savaşların ve krizlerin temel sebeplerinden bir tanesi oldu. Söylemler, kavramlar ve uygulamalar değişse de asıl sonuç asla değişmiyor, birkaç ülke arasındaki rekabet bu ülkeler arasında kalmayıp beynelmilel sorunlar halinde karşımıza çıkıyor. Şüphesiz uluslararası gerilimlere yol açan ABD-Çin ekonomik savaşı günümüzün en sert ekonomik rekabetini oluşturuyor. Çin, içe kapanıklığını ekonomide tersine çevirerek yayılmacı bir politika ile uluslararası düzeyde yeni atılımlar, projeler ve stratejiler deniyor. Özellikle Afrika ülkeleri olmak üzere pek çok farklı ülke ile iyi ilişkiler geliştirip yeni yatırımlar ve krediler ile hem yıllarca sömürge altında kalmış yahut büyümek için maddi kaynak sıkıntısı çeken ülkelere destek olmayı hem de yeni ekonomik müttefiklikler kurmayı hedeflediklerini anlatan söylemler ile büyük projeler başlattı. Bu projelerin en cezbedici kısmı Avrupa ülkeleri gibi sömürmekten ziyade “kazan kazan” anlayışı ile her iki tarafın da yararlanacağı projeler olduğu algısı oluşturulmasıydı. Ancak, bu anlayışıyla kabul edilen yatırımlar, fonlar ve ticari anlaşmalar, sahadaki yansıması itibariyle tam olarak çift taraflı bir kazanımın söz konusu olmadığını gösteriyor.

2013 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından duyurulan Kuşak Yol Projesi için 2019’un sonlarına kadar yaklaşık 310 milyar dolar harcandığı ve bu rakamın ileride toplam 1-4 trilyon arası değişebileceği söyleniyor. 2018 verilerine göre Cibuti, Tacikistan, Kırgızistan, Lao, Maldivler, Madagaskar, Pakistan ve Karadağ; Çin’e en çok borcu olan 8 ülke olarak gösteriliyor. Harvard Üniversitesi’nden Belfer Centre for Science and Internatonal Affaires’in araştırmasına göre ise Afrika’dan Okyanusya kıtasına kadar şimdiden en az 16 ülke borçlarını ödeyebilecek durumda değil.

.

Elbette Çin de bu durumun gayet farkında. Devletler borçlarını ödeyemediklerinde verilen yüksek kredilere karşılık olarak ülkelerin kaynakları bir nevi ipotek altına alınıyor.

Sri Lanka’da Çin’den %8 faiz orani ile alınan 8 milyar dolar kredinin ödenememesine karşılık eski Sri Lanka Başbakanı Ranil Wickremesinghe zamanında (2017 senesinde) stratejik olarak büyük öneme sahip ülkeye ait Hambantota Limanı’nı borcun 1,1 milyar dolarına karşılık 99 yıllığına China Merchants Port Holding’e kiraya verildi.

.

Benzer bir anlaşma Myanmar’da da yapıldı. Myanmar, 7,5 milyar dolar değerindeki bir limanını 1,3 milyar dolara kiraya verdi. Ayrıca proje kapsamında yapılması planlanan 3 milyar dolarlık boru hattı ve demiryolu projesinden vazgeçerek yine başka bir proje için maliyetleri 3’te bir oranına kadar azaltmak zorunda kaldı.

Yine ABD kıskacından kaçmak isteyen Venezuela ayakta kalmak için Çin’den aldığı kredilere karşılık ulusal petrol şirketinin toplamda %49’luk kısmını Çinli şirketlere devretti.

.

Bir başka örnek ise Zambiya’nın 8 milyar dolar değerinde yapılan anlaşmayı geri ödemede zorlanmasından dolayı bir elektrik şirketini (ZESCO), ulusal televizyon ve radyo kuruluşu ZNBC’yi ve Kenneth Kaunda Uluslararası Havaalanını Çin’e devretmek zorunda kaldığı iddia ediliyor.

Maldivler’de yapılan 225 milyon dolar değerinde bir köprü ise ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın borca oranını  (Borç/GSYH) % 100’e çıkardı.

Çin, verilen kredilerin geri ödenmesi konusunda endişelenmiyor gibi görünüyor. Öyle ki, Çin bu kaynakların ne amaçla kullanılacağı konusunda ülkeleri tamamen serbest bırakıp aksi bir tutumun ülkelerin iç işlerine karışmak olduğunu ve ülkelerin egemenliğine karşı bir saldırı olduğunu öne sürüyor. Çin’in bu tutumu özellikle Afrika ülkelerinde Avrupa’nın Afrika’daki bilindik politikasından sonra tamamen dostane ve bölgesel sorunların çözümü olan yardım eli olarak görüldüğü için kabul ediliyor.  Ancak bu serbestlik zor durumda olan ve yönetimsel sıkıntılar çeken ülkeler için israf ve yolsuzluğu da beraberinde getirebiliyor. Afrika özelinde düşünürsek bölgesel sıkıntıların çözümü ancak kalıcı ekonomik reformlarla mümkün diyebiliriz. Fakat bu krediler tabiri caizse değirmene su taşımak için kullanılması durumun iki kat daha zorlaşmasına sebep oluyor. Böylece ülkelerin ödeyemeyeceği miktarda verilen kredilerle ipotek altına alınan kaynaklar Çin’in yeni düşük maliyetli kaynaklara erişmesini sağlıyor. Kısacası yeni bir “modern sömürge” düzeni kuruluyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir